Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Tanrı İle Bilge Narada Hikayesi Bütün Yaratılmışların Görünümlerinin Ardındaki Sır
#1
Olaylar sonsuz bir çölde başlar. Tanrı ile Narada adlı bilge yan

yana yürürlerken gözleri engin boşluğa dalar. Bir süre sonra

Narada Tanrı'ya dönüp sorar: "Ey yüce Tanrım, bu dünyanın

ve orada yaşayan bütün yaratılmışların hayatının

görünümlerinin ardındaki sır nedir?" Tanrı gülümser ve susar.

Yola devam ederler. "Evladım," der bir süre sonra Tanrı ve

ufka bakar, "Güneşin sıcağı beni susattı. Bu yoldan biraz daha

gidersen bir ırmak bulacaksın. Irmağı takip et, bir kasabaya

geleceksin. Oradaki evlerden birine git ve bana bir bardak

soğuk su getir."

"Hemen," der Narada ve yola koyulur. Bomboş arazide

dakikalarca yürüdükten sonra gerçekten bir ırmağa gelir.

Irmağın öte yanında bir yerleşim alanı vardır. Narada derli

toplu görünen bir çiftlik evine yaklaşır ve eski tahta kapıyı

çalar. Kapı genç, güzel bir kız tarafından açılır. Gözleri ışıklar

saçmakta ve Narada'nın gördüğü diğer kadınların gözlerine hiç

benzememektedir. Kızın gözleri ona Yüce Tanrı'sının gözlerini

hatırlatır. Narada bu gözlerin içine baktığı anda Tanrı'nın

talimatını ve oraya geliş amacını unutur.

Kız onu içeri davet eder ve ikramda bulunmak ister. İçeride,

kızın annesiyle babası bu bilge kişinin gelişini bekliyor

gibidirler. Narada için en nadide yiyecekler hazırlanmıştır. Hiç

kimse oraya neden geldiğini ve ne istediğini sormaz. Uzun yıllar önce aralarından ayrılıp uzaklara gitmiş eski bir dost,

sanki şimdi geri dönmüş gibidir. Narada bu dost canlısı ailenin

evinde birkaç gün kalır. Kendisine gösterilen konukseverlikten

çok memnundur ve genç kızın güzelliğine gizli bir hayranlık

beslemektedir. Bir hafta böylece geçip gider, ardından iki hafta

daha geçer. Narada çiftlikteki günlük işlere katılmaya başlar ve

kısa bir zaman sonra aile, orada sürekli bir misafir olarak

kalmasını ister. Narada bunu sevinçle kabul eder ve bir zaman

daha geçer. Nihayet, rüya gibi geçen günlerin sonunda Narada

evin kızı ile evlenme arzusunu dile getirir. Baba çok

memnundur. Dediğine göre herkes bunu ümit etmiştir...

Narada ile genç kız mutluluk içinde evlenerek aynı eve

yerleşirler. Çok geçmeden bir erkek çocukları dünyaya gelir,

ardından bir erkek çocuk daha doğar ve sonunda bir de kızları

olur. Narada kasabada küçük bir dükkân açar ve kısa sürede

işini büyütür. Eşinin annesi ve babası öldüğünde ailenin reisi

artık o olmuştur. Zaman akar gider, kasaba halkı mâli işlerde

Narada'nın rehberliğine güven duymakta, hatta giderek

kendisinden kişisel tavsiyeler de istemektedirler. Çok

geçmeden belediye meclisinde yüksek bir göreve getirilir.

Hayatı, kaçınılmaz olarak, bir kasabada yaşamanın verdiği

doğal sevinçler ve üzüntülerle doludur. Böylece hayat anlamlı

ve başarılı bir şekilde yıllarca sürüp gider.

Derken muson yağmurları mevsiminde bir sabah gökyüzü

kararır ve görülmemiş şiddette bir fırtına ile yağmur yağmaya

başlar. Çok geçmeden ırmak taşar ve sular öyle yükselir ki, sel

baskını tehlikesi doğar. Evler olduğu gibi sulara kapılıp

gitmektedir. Akşama doğru fırtınanın dinmeyeceği ve kasabayı

kurtarmanın bir yolu olmadığı anlaşılmıştır. Narada, kasaba halkını uyardıktan sonra ailesini toplayarak gecenin

karanlığında yollara düşer. Kendilerine daha yükseklerde

güvenli bir yer bulmayı ümit etmektedir. Eşi ve iki oğlu kasırga

şiddetiyle kükreyen rüzgâra karşı direnirken ona sımsıkı

sarılmışlardır. Küçük kızını da göğsüne bastırmıştır.

Rüzgâr korkunç bir şekilde esmekte ve sel suları gitgide

yükselmektedir. Narada karşılarına bir duvar gibi dikilen

yağmurda ilerlemeye çalışırken birden ayağı takılır. Azgın

tabiat kuvvetleri oğullarından birini babasının kollarından

koparıp alır. Onu yakalayacağım derken diğer oğlunu da

elinden kaçırır. Hemen ardından şiddetli bir rüzgâr küçük

kızını bağrından çekip alır ve sonunda sevgili karısı da sel

sularına kapılarak uğuldayan karanlığa karışır. Narada

çaresizlik içinde feryat eder ve ellerini göğe açıp, acıyla

kıvranır. Ancak feryatları o korkunç gecenin derinliklerinden

doğan dev gibi bir dalganın içinde duyulmaz olur. Dengesini

kaybetmiş ve bayılmıştır. Bedeni azgın sularla oradan oraya

çarparak ırmakla birlikte sürüklenir.

Saatler geçer, hatta belki de günler... Narada acılar içinde yavaş

yavaş kendine gelir, neredeyse çıplak ve yarı ölü bir vaziyette

ırmağın çok daha aşağılarında bir kumsala sürüklenmiş

olduğunu fark eder. Şimdi gün aydınlanmış, fırtına dinmiştir.

Ancak ortalıkta ailesinden en ufak bir iz olmadığı gibi, başka

bir canlı da görünmemektedir. Narada kumların üstüne yüz

üstü düşüp dakikalarca kımıldamadan yatar. Her yanı

ağrımaktadır, tek başına kalmıştır, üzüntü ve terk edilmişlik

duygusundan deliye dönmüştür. Irmakta önünden enkaz

yığınları sürüklenmekte, havada ölümün kokusu duyulmaktadır. Artık her şeyi elinden alınmış, hiçbir şeyi

kalmamıştır.

Sevdiği ve değer verdiği ne varsa suların girdaplarında yitip

gitmiştir. Ağlamaktan başka yapacak bir şey yok gibidir.

Derken, Narada aniden bir ses duyar: Adeta damarlarındaki

kanı donduran bu ses, "Evladım, senden istediğim bir bardak

soğuk su nerede?"

Narada döner ve hemen yanı başında duran Tanrı'yı görür.

Irmak kaybolmuştur ve onlar yine sonsuz bir çölde

yalnızdırlar.

Tanrı bir daha sorar: "Suyum nerede? Tam beş dakikadır

bekliyorum burada."

Bilge, Tanrı'sının ayaklarına kapanır ve kendisini affetmesi

için yalvarır. "Ah, unuttum! " diye durup durup feryat eder.

"Yüce Tanrım, unuttum! Beni bağışla!"

Tanrı gülümser ve şöyle der: "Peki Narada, dünyanın ve

üzerinde yaşayan bütün yaratılmışların görünümlerinin

ardındaki sırrı şimdi anlıyor musun?"


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi